Archive for the ‘Biyografiler’ Category

Fyodor Mikhailoviç Dostoyevski (1821 - 1881)

Cuma, Ağustos 22nd, 2008

Fyodor Mikhailoviç Dostoyevski 30 Ekim 1821’de Moskova’da babasinin bir doktor olarak görev yaptigi Yoksullar Hastanesi’ne ait bir apartmanda dogdu. 1837’de annesinin ölümünün ardindan babasinin yanindan ayrilarak St. Petersburg’a tasindi ve orada Askeri Mühendislik Okulu’na kabul edildi. Bir sinif arkadasi onun için “sürekli kendisini ayri tutardi, hiçbir zaman arkadaslarinin eglencelerine katilmazdi, ve genellikle bir kösede elinde bir kitapla otururdu” diye anlatiyordu. Yurtlugunda düzensiz bir yasama çekilmis olan ve ogluna düzenli bir gelir saglamayi reddeden babasinin tutumu Dostoyevski’nin bu hastalikli içe-kapanikligini daha da agirlastirdi. Bir keresinde, Dostoyevski babasina ilgisizligi yüzünden hakaret dolu bir mektup gönderdi; ama baba Dostoyevski yanit vermeye firsat bulamadan serfleri tarafindan öldürüldü. Ailesi içerisinde söylendigine göre, daha sona ona bütün yasami boyunca aci çektiren sara nöbetlerinin ilkini bu dönemde geçirmisti.
Mühendislik Okulundaki sinavlarinin ardindan, Dostoyevski üstegmenlige getirildi. Ama 1844’de cebinde üzerine “sivil giysi alacak parasi” bile olmayan Dostoyevski kendini yazin sanatina adamak için görevinden ayrildi. 1846’da ilk romani Insanciklar’in çikisiyla, genç yazarlar arasinda en büyük gelecek vaadedeni olarak görüldü. Elestirmen Belinsky araciligiyla “birçok önemli kisi” ile tanisti ve “yazin dünyasinda nasil yasanacagi konusunda kapsamli bir ders” aldi. Ne var ki basarisi kisa sürdü. Insanciklar’i izleyen birkaç romani kötü elestiri aldi ve Dostoyevski, Belinski’nin salonundan uzak durmaya basladi, çünkü orada özellikle daha önceleri ona karsi “dosttan da öte” olmus olan Turgenyev’in de katildigi sürekli alaylara konu ediliyordu.
Ama bu sirada baska bir küme ile iliskisini sürdürdü. Petrashevski’nin öncülügündeki gençlerden olusan bu kümedekiler, Fransiz toplumcularini incelemek ve Rusya’daki toplumsal ve politik reformlari tartismak için biraraya gelmis ilericilerdi. 1848’i izleyen tepki dalgasinda “Petrashevski çevresi”nin üyeleri tutuklandi ve yalanci idam ile sonuçlanan bir sorusturmadan sonra Dostoyevski, Omsk’ta bir ceza kolonisine gönderildi. Hapisanede, “yeraltina gömülü bir insan” gibi yasadigini yazdi. “Yakinimda içten bir konusma yapabilecegim tek bir varlik” yoktu. “Soguga, açliga ve hastaliga dayandim. Agir islerden sikinti çektim, ve salt iyi bir aileden geldigim için bana dis bileyen mahkumlarin nefreti sürekli üzerimdeydi.” Bu acili durum sarasini daha da agirlastirdi ama “kendi içime kaçis … meyvalarini verdi.” 1854’de cezasini tamamlamak için bir asker olarak Semipalitinsk’e gönderildi. Bes yil sonra, arkadaslarinin yardimi araciligiyla cezasi kaldirildi.
St. Petersburg’a dönüsü üzerine Dostoyevski, Ölüler Evi ve Ezilenler’i yayinladi. Ayni dönemde agabeyi Mikhail ile birlikte Zamanlar adinda basarili bir dergi kurdu. Ne var ki 1863’te bir yanlis anlama sonucunda hükümet tarafindan kapatildi. Dostoyevskilere yayinlarinin adini degistirerek Çigir adi altinda yeniden çikarma izni verildi, ama yeni yayin kamunun dikkatini çekmeyi basaramadi. 1846’da Mikhail öldü ve yaklasik bir yillik bir çabadan sonra Dostoyevski dergiyi yayimlamaya son verdi. Kendini borçlarin altinda ve agabeyinin ailesini geçindirme sorumlulugu karsisinda buldu.
Çigir’in basarisizligi Dostoyevski’nin daha sonraki tüm çalismasinda izini birakan bir kisisel bunalimla çakisti. Sibirya’dayken akilli ama ahlaksiz bir okul ögretmeninin dul karisi olan Maria Dimitrievna Isaev ile evlenmisti. Evlilik ikisine de mutluluk getirmedi ve St. Petersburg’a döndükten kisa bir süre sonra Dostoyevski, Polino Suslova adinda kösnül ve saldirgan bir kadinla yakin iliskiye girdi. Polino Suslova onun çalismasini ciddi bir sekilde etkilemis ve kumara karsi sinirceli tutkusunu kiskirtmis gibi görünür. Polina ile birlikte Rusya’dan ayri oldugu bir sirada Dostoyevski’nin karisi hastalandi ve agabeyinin ölümünü üç ay önceleyen ölümü onu Yeraltindan Notlar (1864) olarak bilinen itirafi yazmaya götürdü.
Izleyen yillarda Dostoyevski sürekli sara, yoksulluk ve kumarbazligina eslik eden bir endisenin sikintisini çekti. Parasal yükümlülükleri yüzünden yayincilarla yikici sözlesmeler imzaladi ve onlar tarafindan Suç ve Ceza (1866) ve Kumarbaz (1867) gibi yapitlari olaganüstü bir hizla yazmaya zorlandi. Bunlardan ikincisi üzerinde çalisirken Anna Grigorievna Snitkin adinda bir sekreter tuttu ve ayni yil onunla evlendi. Romanci olarak basarisi alacaklilarinin bir bölümünü susturmasini sagladi, ama bu “digerlerini o kadar kizdirdi ki” suçlamalardan kurtulmak için St. Petersburg’tan ayrilmak zorunda kaldi. “Her zaman yabanci bir ülkede bir yabanci” olacagi yakinmasina ve “yazma yetenegini bütünüyle yitirecegi” korkusuna karsin, yurtdisinda yasadigi dört yil yasaminin en üretken yillari oldu. Cenova ve Vevey’de Budala’yi (1868-69); Dresden’de Ebedi Koca (1870) ve Ecinniler’i (1871) yazdi.
Sürgündeyken Dostoyevski “gazete gibi bir sey” çikarmayi ve bu yolla kanilari konusunda “bir kez olsun son sözü söyleyebilmeyi” tasarliyordu. Tasarisini 1876’da Bir Yazarin Günlügü’nün basimiyla uygulamaya koyuldu. Bunda Zamanlar’da baslatmis oldugu ulusal ve demokratik Hiristiyanlik ögretisini genisletti. Bu etkinliginin sonucunda bir gazeteci olarak sözü geçer biri oldu ve son yillarini göreli olarak daha iyi bir ortamda geçirdi. 1877’de Büyük bir Günahkarin Yasami adinda çok büyük bir diziyi olusturmak için yayima ara verdi. Bu “bütün yasamim boyunca bana bilinçli ya da bilinçsiz olarak iskence etmis olan” Tanri’nin varligi sorunuyla ilgili bir çalismaydi. Bitirdigi çalismanin biricik bölümü olan Karamazov Kardesler 1880’de basildi.
O yil Rus Yazini Dostlari Toplumu’nun Moskova’daki Puskin anitinin açilisinda konusma yapmasi için onu çagirisiyla çagdas ünü doruga ulasti. Konusmayi bitirdigi anda, “batili” düsünceleri uzun süre kisisel çatisma kaynagi olmus olan Turgenyev bile “beni öpücüklere bogmak için yanima geldi … ve yineleyerek büyük isler yaptigimi bildirdi” diyordu.
Dostoyevski sonraki yil 28 Ocak’ta öldü. Cenazesi toplumsal bir gösteri için firsat oldu.

Enver Pasa (1881 - 1922)

Cuma, Ağustos 22nd, 2008

1880’de Istanbul’da siradan bir memurun oglu olarak dünyaya gelen Ismail Enver için, yasadigi dönemden bugüne kadar pek çok yorum yapilmis, her yönüyle inceden inceye islenmistir. “Enver Pasa” adli eseriyle bu konuda inceleme yapan Sevket Süreyya Aydemir, Enver Pasa’yi 1908-1914 arasi döneme bakarak “1908’in Hürriyet Kahramani Binbasi Enver Bey, iste bu kisa devrede Enver Pasa, daha dogrusu imparatorlugun tek söz sahibi olan, genç, inançli, muhteris, daha dogrusu hem kaderci hem de kaderini yaratan adam olarak sahnededir.” tanimlar.

1908’de Genç Türkler Ihtilali ile yildizi parlayan Enver’in hizli yükselisi 1913’te Yarbayken yine ayni senenin sonlarinda Albayliga, 19 gün sonra 1 Ocak 1914’te Pasaliga yükselmesi ile baslar. Kabineye Harbiye Naziri olarak girer; Genelkurmay Baskanligi’ndan bir süre sonra da Baskumandan Vekilligi yetkilerini de elinde toplar. Naciye Sultanla evlenip, saraya, Padisaha damat olusu da bu safhaya rastlar. Enver Pasa kendini zirveye ulastiran basamaklari yine kendi elleriyle dösemisti. Enver Pasa’nin vatanseverligi ve bu topraklara olan bagliligi gerçektir. Bunun yanisira hayal gücünün genisligi ve gerçeklerle bu hayallerin zaman zaman birbirine karistigi da inkar edilemez. Hayallerini süsleyen Iran, Hindistan, Turan ve Kafkasya’ya hakim olmak düsünceleri o günün sartlarinda gerçek temeller oturmaz. Örnegin Cemal Pasa anilarinda “Hakikati söylemek gerekirse, bu birinci Kanal Seferi yaptigimiz zaman hiç kimse bu Kanalin nasil geçilecegini bilmiyordu…” der. Halbuki Enver Pasa bu görevi, IV. Ordu Kumandanligi’ni, Cemal Pasa’ya teklif ettiginde, Suriye’deki asayis saglama ve Kanal Seferini her ikisi de inanarak imzalamislardi. Bu sefer gerçeklestiginde ise Kanal Türk cesaretiyle dolmustu. Kanal’dan önce Sarikamis’ta yasananlar ise tam bir felaketti. 90.000 askerden 10.000’in sag kalabildigi, özellikle de donmaktan ve açliktan kurtulabildigi bu sefer, sonuçlari açisindan korkunçtu.

Hayatinda Alay kumandanligi dahi yapmamis olan Enver Pasa tecrübeden ziyade gençliginin getirdigi coskuyla kumanda edecekti ordusunu. Amaç 1878 Berlin Antlasmasi’nda kaybedilen topraklari geri almakti ve basarili olacagina inaniyordu. Enver Pasa Ordu Kumandani Hasan Izzet Pasa’nin hava sartlari, soguk, karin siddeti gibi uyarilarina kulak asmaz ve taarruz emri verir. III. Ordunun ölüm emridir bu. Enver Pasa Sarikamis’ta “Hükümete” baslikli bir vasiyet birakir.

Hükümete
“Planim, Ruslara, hemen iki misli faik iki Kolordu ile arkalarina düserek ricata mecbur etmek ve bu suretle XI. Kolordu ve Süvari Firkasiyla takibolunan düsmani karsilayip, tamamiyla mahvetmekti. IX. Ve X. Kolordu ve Süvari Firkasini bekliyorum. Gelir de yetisirse, düsmani bozacagim. Fakat gelmeden düsman zayiflamis kitaatimiza taarruz eder ve taarruzda muvaffak olursa o vakit Ordu mahvolmus demektir. Simdiye kadar asker ve zabitler hiç kusursuz harbettiler. Her manevrayi yaptilar. Eger Allah da yardim ederse, muvaffakiyet katidir. Eger muvaffak olmazsam, son neferimle beraber ölecegim. Bu halde vasiyetim: Ben vazifemi yaptigimi saniyorum ve öyle ölüyorum.
Yasasin dinim, vatanim, Padisahim. Eger geride kalanlarima yardim etmek isterseniz, refikam! Sultan Efendi hazretlerinin muhassisati kafi degildir. Kendisinin müreffehen yasamasi için hiç olmazsa, Baskumandanlik muhassisatimin kendi muhassisatina zammi ve ebeveynimin temini refahi ile, rahmeti ilahiyeye mazhariyetim için birkaç hayir yapilmasini rica eder ve tealisine çalismaktan baska bir maksat beslemedigim din ve milletimin tealisine dua eder, taniyanlara selam ederim. Yasasin Müslümanlik ve Osmanlilik ve Osmanlilarin Padisahi Sultan Mehmet Han!”
Enver “Servet namina bir seyim yoktur. Mamafih ne varsa, Refikam Sultan Efendi hazretlerine birakiyorum.” Enver Sarikamis felaketinden sonra orduya katilip görev almak için Sofya’dan gelen M. Kemal ile Enver arasinda su konusma geçer : “Biraz sonra Enver Pasa ile karsi karsiya bulunuyorduk. Enver Pasa, zayif düsmüs, rengi solmus bir haldeydi. Söze ben basladim : Biraz yoruldunuz. Yok, o kadar degil. Ne oldu? Çarpistik. O kadar… Simdi vaziyet nedir? Çok iyidir!.. Enver’i daha fazla üzmek istemedim. Kendi isime sözü getirdim : Tesekkür ederim. Numarasi 19 olan bir tümene beni kumandan tayin buyurmussunuz. Bu tümen nerdedir. Hangi kolordu ve ordunun emrinde bulunuyor? Ha, bunun için belki Genelkurmayla görüsürseniz daha kati malumat alabilirsiniz. Pekiyi, o halde siz daha fazla rahatsiz etmeyeyim. Genelkurmayla görüsürüm…” Enver Pasa için söylenebileceklerin basinda onun duygusal ve aceleci kisiligi bulunur. Ama su gerçegi de belirtmek gerekir: Enver Pasa yetkili oldugu andan itibaren kimilerini de küstürerek bir çok subayi emekliye ayirmis ve orduya genç ve dinamik bir ruh getirmistir. Gerek siyasi hesaplasmalar nedeniyle, gerekse yeniden teskilatlanma çalismalari amaciyla yapilan bu islemde yaklasik 2000 asker ordudan ayrilmisti. Balkan harbinden yenik çikmis olan Ordu, tüm yetersizliklere karsin basari ve inançla mücadele etmistir. Osmanli Ordusu bütün bu sartlara ragmen tam 4 yil 10 ayri cephede ayni güçle savasi sürdürmüstür. Zaten bunun içindir ki yorumcular Enver Pasa’yi Büyük Kumandan olarak degil, güçlü bir Ordu teskilatçisi olarak degerlendirirler. 1.Dünya Savasi ardindan, Almanya’nin yenilgisi ve Osmanli’yi Sevr Antlasmasi’na sürükleyen çöküsün ardindan Kasim 1918’de Enver Pasa ülkeyi terk ediyordu. 1922 yilinin 4 Agustosu’na kadar yurt disinda çalismalarini sürdürdü. Ve son gün Orta Asya’nin Pamir eteklerinde Çegan tepesinde vurularak öldürüldügünde 42 yasinda yenik ve yalniz bir adamdi.

Melahat Kökalp (1974 - …. )

Cuma, Ağustos 22nd, 2008

1974 yilinda Agri’da dogan Melahat Kokalp, 9 yasinda basladigi atletizm sporunda 800 ve 1.500 metrelerde önemli basarilarin altina imza atti. 1988-1995 yillari arasinda arasinda 800 ve 1.500 metrelerde sayisiz Türkiye rekorlari kiran Kokalp, milli formayi 150 kez giydi ve Balkan sampiyonu oldu.

Veli Balli (1950 - …. )

Cuma, Ağustos 22nd, 2008

1950 yilinda dogan ünlü maratoncu Veli Balli, 1976 Lahor Maratonu’nda 2 saat 11 dakika 30 saniye ile birinci oldu. Bu derecesiyle dünya siralamasinda 6.liga yükselen Balli, ayni yil Türkiye’de yilin sporcusu seçildi. 1976 yilinda Balkan Sampiyonasi’nda 2., 1977 yilinda ise Balkan sampiyonu olan Veli Balli, Boston Maratonu’nda da 2. oldu.

Mehmet Terzi (1955 - …. )

Cuma, Ağustos 22nd, 2008

1955 yilinda dogan Mehmet Terzi, ünlendigi maraton sporuna 1978’de basladi. Paris Mataronu’nda ikinci olan Terzi, sporculuk hayati boyunca gerek Türkiye ve gerekse uluslar arasi alanda maraton sporunda büyük basarilar elde etti. 1984 ve 1986’da Balkan sampiyonu olan Terzi, 1987’de Ingiltere’de yapilan uluslar arasi yari maraton kosusunda da birincilik kürsüsüne çikti.

Zeki Öztürk (1966 - …. )

Cuma, Ağustos 22nd, 2008

1966’da Istanbul’da dogan uzun mesafe kosucusu Zeki Öztürk, 1984 Balkan Sampiyonasi’nda 1.500 ve 3.500 metrelerde birinci oldu. 1990 Balkan Sampiyonasi’nda 1.500 ve 5.000 metrelerde bir kez daha birincilik kürsüsüne çikan milli atletimiz, 1991’de Atina’da gerçeklestirilen Milletler Kupasi’nda katildigi 1.500 yarisini da birincilikle bitirme basarisini gösterdi. Öztürk, 1986, 1987 ve 1988 Atatürk Kir Kosulari’ni da kazandi. Öztürk ayrica, 1995’te düzenlenen Dünya Askeri Oyunlar sampiyonasinda da sampiyon oldu.

Wilmi Rudolph (1940 - 1994)

Cuma, Ağustos 22nd, 2008

1940 yilinda dogan ABD’li bayan atlet Wilmi Rudolph, 1960 Roma Olimpiyatlari’nda 100, 200 metre ve 4×100 bayrakta 3 altin madalya kazandi., Roma’da 100 metreyi 11.0 saniyede, 200 metreyi ise 24.0 saniyede kosan Rudolph, ayni zamanda 4×100 bayrak yarisini 44.5 saniyede tamamlayarak olimpiyat sampiyonu olan ABD takiminda da yer aldi. Wilmi Rudolph, 1994 yilinda öldü.

Viktor Saneyev (1945 - …. )

Cuma, Ağustos 22nd, 2008

1945 yilinda dogan Rus atlet Viktor Saneyev, üç adim atlamadaki performansiyla adindan söz ettirdi. Üç adim atlamadaki en iyi kisisel derecesi 17.44 metre olan Sanayev, 3 kez olimpiyat sampiyonu oldu. Sanayev, 1968 Mekxico Olimpiyatlari’nda 17.39 metre, 1972 Münih Olimpiyatlari’nda 17.35 ve 1976 Montreal Olimpiyatlari’nda da 17.29 metrelik dereceler elde etti. Saneyev, 1980 Moskova Olimpiyatlari’na da katildi; ancak basarili olamadi.

Valeri Brumel (1942 - …. )

Cuma, Ağustos 22nd, 2008

14 Nisan 1942 yilinda Sibirya’nin Tobulzino kentinde dogan Rus yüksek atlamaci Valeri Brumel, 1964 Tokyo Olimpiyatlari’nda elde ettigi 2.18 metrelik derecesiyle altin madalya kazandi. 6 dünya rekoru kiran 1.85 metre boyundaki Brumel, 21 Temmuz 1963’te Moskova’da yaptigi 2.28’lik atlayisla en iyi derecesini yapti. Brumel, ayni zamanda 1962 Avrupa Sampiyonasi’nda da altin madalya kazandi.

Valeri Borzov (1939 - …. )

Cuma, Ağustos 22nd, 2008

1939’da dogan Sovyet atlet Valeri Borzov, 1972 Münih Olimpiyatlari’nda 100 metreyi 10.14 saniyede, 200 metreyi ise 20.00 saniyede kosarak altin madalya kazandi. Bayrak yarisinda 2. olan Sovyetler Birligi takiminda yer alan Borzov, 1976 Montreal Olimpiyatlari’nda 100 metreyi yine 10.14 saniyede kosmasina ragmen 3. oldu. Borzov ayrica, 1969’da 100 ve 200 metrelerde, 1971’de ise 100 metrede Avrupa sampiyonlugunu kazandi.


Web Stats